Davet
Davet; Tanımadığım Adamları Eve Topladım. Üstüne de bir güzel sofra kurdum. Yok ben değil, Can Yücel hiç değil. Ali Poyrazoğlu..
5 dakika
“şunları bir araya toplayayım.
Bir güzel muhabbet edelim” diye düşündüm.
Mutfak işinden de anlarım.
Donattım sofrayı.
Bayağı uğraştım.
Hepsinin, ayrı ayrı ne
yemekten, ne içmekten
hoşlandığını iyi bilirim.
Bayağı da para gitti.
Birinin yediğini öbürü yemez.
Ötekinin içtiğini beriki içmez.
Dört kişilik sofra kurdum.
Mumları da yaktım.
Bak hepsi, Erick Satie severdi.
Hatırladım.
Müziği de ayarladım.
Geldiler.
20 yaşında ben,
35 yaşımda ben,
40 yaşımda ben ve
bugünkü ben dördümüz.
Birden yirmi yaşımı, otuz beş yaşımın karşısına oturttum.
Kırk yaşımın karşısına da, ben geçtim.
Yirmi yaşım, otuz beş yaşımı tutucu buldu.
Kırk yaşım ikisinin de salak olduğunu söyledi.
Yatıştırayım dedim.
“Sen karışma moruk” dediler. Büyük hır çıktı.
Komşular alttan üstten duvarlara vurdular.
Yirmi yaşım kırk yaşıma bardak attı.
Evin de içine ettiler.
Bende kabahat.
Ne çağırıyorsun tanımadığın adamları evine …
Davet; sen ne güzel dizelersin.
Evet internet dünyasının çok büyük bir çoğunluğu bu eseri Can Yücel ile birleştirmiş. Her şeyden önce; Can Baba, canımız, ciğerimiz; en sevdiklerimizden.. Ama maalesef ülkemizin “yakıştırma” ve “bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olma” problemine düşmüş.
Sonuç olarak; evet bu Can Yücel değil; Ali Poyrazoğlu’nun eseri.
İşte =>08.11 2004 Sabah Gazetesi arşivi
Davet, Bize Rağmen!
Belki gözümüzün önündeki evlatlarda görüyoruz bunu. Günden güne büyüyüp değişiyorlar. Mesela daha dün kızım yürüyebilecek mi acaba? diye endişeyle beklerken.. Şimdilerde kocaman bir genç kız oldu. Artık kendi geçmiş fotoğraflarını beğenmiyor.
İki yaşına doğru yuvarlanıp, hızlı adımlarla koşan oğlum ise her gün biraz daha; biraz daha anlıyor.. Ne heyecan verici, korkunç, ama bir o kadar da mucizevi..
Peki ya Biz; Ben
Gerçekten dediği gibi ustanın; yirmilerim kırkımı beğenmez, kırklarım hiç birini.. Büyüyorum, büyüyoruz..
Sonuç değil süreç kısmı var ya işin felsefesinin.. Düşe kalka, keşke ve belki ihtimalleri arasında.. Bir gün(!) umuduyla. E tabi bir de akıl pazarında yine kendi aklımızı seçecek egolarımız da var malum.. Kaş göz yararak, inci gibi dizerek, bade bade süzerek yaşıyoruz hayatımızı..
Gelecek umut, geçmiş unut(!), şimdi “en olası” olsun diye..
Davet, gelmiş, gelecek ve şimdi ile.. Üstelik tüm ergen, eril, huysuz ihtiyar, sabırsız yetişkin adayı hallerimiz ile.. Sonuç olarak; Hadi tanışalım ama en çok da barışalım şimdi.. ???
Şimdi masaya sevdiğin şeyleri koyma vakti…






