Bahar kendini hissettirmeye başladı. Güneş nihayet yüzünü gösterdi ama rüzgar hâlâ inatla sahnede. Ara ara kararan gökyüzü insanı şaşırtıyor ama montlar yavaş yavaş elde taşınmaya başladı. Gökyüzü açtıkça içimiz de ferahlıyor gibi… Ya da öyle olsun istiyoruz.
Üstüne eklenen mevsim alerjileri mi bizi yorgun yapıyor, yaşımız ilerlediğinden mi bilinmez: tâkât kalmamış gibi hissediyoruz çoğumuz. Enerjimiz bitmiş gibi geliyor. Yataktan kalkmak, gün boyunca ayakta kalmak, hatta gülümsemek bile bazen zor geliyor. Sanki ruhumuz da bir kış uykusuna yatmış.
Ama hıdrellez de geçti artık. Hızır günlerine girdik.
İnsan da biraz toprak değil midir bazen. Bazen verimli, bazen çatlamış, kurumuş… Ama en çok da nadasa kalmış. Kendi haline bırakılmış. Toprağın kendini yenilemesi gibi, insanın da hiçbir şey ekilmeden, biçmeden, sadece dinlenmeye ihtiyacı olması bu sebepten. Ama maalesef o da sınırlı. Toprak çok uzun süre boş kalırsa, kendini kaybeder tıpkı insan fıtratında olduğu gibi değil mi?
Bakıp da görmemek mi fark etmemiz gereken? Yoksa ne olursa olsun vazgeçmemek mi?
Belki de bir kere daha…
Bir kere daha silkelemek gerekir dizlerimizdeki tozu toprağı. Öyle ya, hepimiz “üstün başın kirlenmesin” tembihleriyle büyütülmedik mi? Sahi büyütüldük de, büyümeyi belki hâlâ kaldıramıyoruz.
Yakın gözlükleri, ilaç kutularının sürekli ortada olması, negatif haberler, sosyal medyada biteviye akan hayatlar ve o dokuz köyün bitmek bilmeyen çarşambası gibi ters giden kanunlar...
Bir bakmışız, teyze / amca olmuşuz.
Bir bakmışız, bir çocuğun bize “abla” demesi "geçmiş zaman" oluvermiş.
Belki günü geçirirken değil ama o ağrıyan vücutlarla sabaha uyandığımızda çınlıyor kulağımız. Saç rengimiz değişmiş, kırışıklarımız çoğalmış.
Doğru ya…
Artık “genç” değil, “orta yaş gençliğine” sahibiz. Biraz temkinli, biraz yorulmuş ama hâlâ umutla kıvranan bir gençlik bu.
Ve içimizdeki toprak kıpırdanıyor. Henüz filiz yok belki, belki su bile inmedi derinlere. Ama umut orada bir yerde. Belki de hızır gibi gelecek bir işaret bekliyoruz.
Yeni bir ses, yeni bir gün, yeni bir biz.
Çünkü bazen bir dua, bir niyet, bir nefes yeter.
Nadası Bitmiş Ruhlara Hızır Gibi.








