Peter Sellers 1977'de The Muppet Show'a konuk olur. Hangi karakteri canlandıracağına bir türlü karar veremez. Bunun üzerine Kermit, perde arkasında olduğu için ona rahat olmasını söyler. Ne var ki Peter Sellers, sadece rollerde yaşayan bir aktördür ve Kermit'e şu cevabı verir. "Ben asla kendim olamadım Kermit."

Evet, o Pembe Panter serisinin sakar müfettişi Clouseau. Kahkahalarla izlediğimiz o unutulmaz komedi filmlerinin usta aktörü.

Peter Sellers yalnızca komedinin değil, dramatik rollerin de hakkını veren bir isimdi. Üstelik takıntılarıyla ünlü yönetmen Stanley Kubrick’in de gözde oyuncularındandı.
Hal böyle olunca, Peter Sellers bir oyuncudan çok daha fazlasıydı.

O hâlde, onun kariyerinde fark yaratan karakterlere yakından bir göz atalım.

Pink Panther / Müfettiş Clouseau

Söz konusu Peter Sellers olunca, akla gelen ilk film elbette “Pembe Panter” serisidir.


Belki de onun kariyerindeki en büyük dönüm noktasıydı. Rol için ilk düşünülen isim Peter Ustinov’du; ancak son anda projeden vazgeçti. Zaman da daralınca, rol o dönem yeni yeni parlayan Peter Sellers’a verildi.

Sellers, doğaçlama yeteneği ve üstün oyunculuk kabiliyetiyle beyazperdeye kült hâline gelecek bir karakter kazandırdı.
Ve sonra ne oldu dersiniz?
Sadece yan karakter olarak yazılan Müfettiş Clouseau, serinin ilerleyen filmlerinde başrole dönüştü.
Kuşkusuz Peter Sellers, zekâsı ve yaratıcılığıyla kendi şansını kendi yarattı.

Lolita / Clare Quilty

Peter Sellers’ın Stanley Kubrick ile ilk çalışma fırsatı, “Lolita” filmiyle gerçekleşti.
Nabokov’un tartışmalara konu olan romanından uyarlanan bu filmde başrol James Mason’a aitti; Sellers ise yan rolde yer alıyordu.
Ancak kıvrak zekâsını ve doğaçlama gücünü ustaca kullanarak sahneleri adeta devraldı.
Lolita’nın peşinde olan takıntılı Clare Quilty karakterini, birbirinden farklı tiplemelerle canlandırarak unutulmaz bir performans sergiledi.
Bu etkileyici başarı, Kubrick’in sonraki filmi için aradığı ismin Peter Sellers olmasını sağladı.

The Party / Hrundi V. Bakshi

Peter Sellers, “The Party” filmiyle birlikte yönetmen Blake Edwards ile yeniden çalışma fırsatı yakaladı.
İkili her ne kadar Pembe Panter serisinde güçlü bir uyum yakalamış olsa da, perde arkasında birbirlerinden pek haz etmedikleri biliniyordu.
Yine de ortaya kahkaha dozu yüksek, unutulmaz bir film çıktı.

Tiplemeleriyle tanınan Peter Sellers için bu kez bir Hintli karakteri canlandırmak hiç de zor olmadı.
Yanlışlıkla bir partiye davet edilen figüran Hrundi Bakshi’nin ortalığı birbirine katışı, sinema tarihinin en tatlı sakar karakterlerinden birini doğurdu.

Dr.Strangelove / 3 Farklı Karakter

Peter Sellers filme ismini de veren Dr.Strangelove performansı ile de Oscarda en iyi erkek oyuncu ödülüne aday gösteriliyor.

Nükleer bombalar hep gündemdeydi — tek bir tuşla ateşlenip hedefe giden, kontrolsüz bir gücü simgeliyordu.
İşte bu ironik durumu Stanley Kubrick sinemaya taşımaya karar verdi.
Ve Lolita filminde birlikte çalıştığı Peter Sellers’ı, yeni filminde başrol için düşündü.

Ancak Sellers sadece başrolü oynamakla kalmadı; filmde tam üç farklı karakteri canlandırdı.
Kubrick, onu birkaç rolle daha denemeyi bile düşündü ama Peter durumu fark edip zarifçe geri çevirdi:

“Ben çok yorgunum, daha fazlasını yapamam.”

Peter Sellers, filme adını veren Dr. Strangelove performansıyla, En İyi Erkek Oyuncu dalında Oscar’a aday gösterildi.

Being There / Chance Gardener

Belki de ölümünün yaklaştığını hisseden Peter Sellers, “Hayatımın rolü” dediği Chance Gardener karakterini 1979’da oynama fırsatı buldu.
Jerzy Kosinski’nin aynı adlı romanından uyarlanan film, o yılın en çok ses getiren yapımlarından biri oldu.
Sellers, uzun zamandır hayalini kurduğu bu rolle adeta bütünleşti ve bir kez daha En İyi Erkek Oyuncu dalında Oscar’a aday gösterildi.

Tüm yaşamını bir evin içinde, bahçe işleriyle uğraşarak geçiren; dünyayı sadece televizyondan tanıyan Chance Gardener’ın, patronunun ölümünden sonra yeni bir hayata adım atışı...
Belki de Peter Sellers’ın kısa yaşamındaki en derin, en sade ve en özel performanstı.


Perde Kapanırken

Peter Sellers, sadece oynadığı karakterlerle değil, onlara kattığı insanlık halleriyle de hatırlanıyor.


Komedide bir dâhi, dramda bir bilge gibiydi.


Her rolünde farklı bir yüzünü gösterdi ama özünde hep aynı şeyi anlattı:
İnsanın maskeleri çoktur, ama samimiyet her maskenin ardında kendini belli eder.


Bugün onu hâlâ gülümseyerek anıyorsak, belki de içimizdeki o saf tarafı bize hatırlattığı içindir.