Birine “iyiyim” dediğinizde, gerçekten iyi misiniz?
Yoksa bu, artık kimsenin sorgulamadığı en zararsız yalan mı?
Belki de mesele hiçbir zaman büyük yalanlar değildi.
Belki de dürüstlük, bir anda kaybolmadı.
Sadece yavaş yavaş, fark edilmeden hayatlarımızdan çekildi.
Değerlerimiz
Pek çok şirketin, derneğin, kurum ve kuruluşun web sayfasındaki ''Değerler'' başlığına tıkladığınızda genellikle gördüğünüz ilk 3 değer arasında yer alır ''Dürüstlük''.
Birine ''değerleriniz nelerdir?'' diye sorsanız, ilk söyleyeceği kavramlardan biri.
Çok sevdiğimiz, yerlere göklere sığdıramadığımız bu nadide değerimiz acaba bizden hak ettiği değeri görüyor mu peki?
Ne Anlıyoruz Dürüstlükten?
Bugün ‘’dürüstlük benim için en önemli değerdir’’ derken, hayatımızda çoğu zaman dürüst davranmak yerine başka şeyler yapıyoruz.
Ya yalan söylüyoruz, ya doğru olduğunu düşündüklerimizi söylerken kırıcı oluyoruz, ya düşünmeden konuşuyoruz veya içimizden geleni süzmeden söylüyoruz…
Kırdıysak da “ben sadece dürüstüm” diyoruz.
Oysa dürüstlük bu değil.
Bir de ''ben onun yüzüne söylemiştim o yüzden herkesin içinde de rahatlıkla söyleyebilirim'' diye başlayan bir cümle var ki, başka bir yazıya başlı başına konu olur.
Dürüstlük, doğruyu söylemek değildir.
Peki nedir?
Doğruyu, doğru yerden ve doğru şekilde söyleyebilmektir.
Bir başkasının varlığını yok saymadan, kendi gerçeğini ifade edebilmektir.
Oysa biz kırıcı olmayı cesaret, düşünmeden konuşmayı samimiyet sanıyoruz.
Birini incittiğimizde geri çekilmek yerine, omuz silkip: “Ben böyleyim” diyebiliyoruz.
Ama belki de asıl soru şu:
Gerçekten “böyle” misin, yoksa modaya mı uydun?
Çünkü dürüstlük, karşıdakini incitme özgürlüğü değildir.
Gerçeği söylerken incitmemeye de özen göstermektir.
İncelik ister. Dikkat ister. Sorumluluk ister.
Bugün kaybettiğimiz şey belki de tam olarak bu: Sorumluluk.
İnsanlar artık sadece konuşmak istiyor.
Rahatlamak, içini boşaltmak, hafiflemek…
Ama söylediklerinin nereye düştüğünü, kimde nasıl bir iz bıraktığını düşünmeden.
Bu yüzden dürüstlük, yerini giderek patavatsızlığa bırakıyor.
Sözler ortalığa saçılıyor, düşünce geride kalıyor.
Ve bir adım sonra, başka bir şey başlıyor: Hadsizlik.
Bilmeden konuşmak.
Emin olmadan beyanda bulunmak.
Fikir sahibi olmayı, bilgi sahibi olmakla karıştırmak.
Bugün sorun insanların çok konuşması değil; Ne hakkında konuştuklarını bilmeden konuşmaları.
Her fikrin ifade edilmesi gerekmez.
Her düşünce, söylenmeyi hak etmez.
Ve senin dürüstlük iddian, belki de kendine söylediğin koca bir yalan.
Dürüstlük, bilmediğini de söyleyebilmektir. Karşındakinin haklılığına saygı göstermektir.
Geri durabilmektir.
Susabilmektir.
Çünkü bazen susmak, en dürüst haldir.
En Çok Kendimize Yalan Söyledik
Her şey baştan başlıyor, yani kendimizden. İnsan önce kendine yalan söylemeyi öğreniyor.
Sonra dünyaya.
“İyiyim” diyor.
“Ben yapmam” diyor.
“Haklıyım” diyor.
Ve zamanla, kendi söylediğine inanmaya başlıyor.
İşte tam o noktada, dürüstlük gerçekten kayboluyor.
Çünkü artık mesele başkalarına ne söylediğimiz değil, kendimizi neye inandırdığımız.
Dürüstlük kaybolmadı.
Sadece bedeli ağır geldi.
Ve biz, o bedeli ödemek yerine, yerine daha kolay bir şeyi koyduk:
Konuşmayı.
Belki de şimdi kendine sorman gereken tek soru şu: Dürüstlük senin için ne ifade ediyor — ve onun gerçekten hakkını veriyor musun?”
Farkındalık ve sevgiyle kalın









