hediyelikler
Meydan
+5
Haber albümü için resme tıklayın

“Mutlaka gidin… çünkü batıyor.”

Bir süredir Venedik hakkında en çok duyduğumuz cümle buydu. ‘’Dünyanın en romantik şehirlerinden biri’’ ve ardından gelen uyarı: “Sular altında kalmadan görün.”

Biz de “Madem öyle, sıradaki rota belli,” dedik.

Uzun ve sabır isteyen bir Schengen sürecinin ardından (ayrı bir yazı konusu olsun) uçak biletleri alındı, oteller ayarlandı, rotalar çizildi. Plan basitti: Önce Paris’te iki gün, ardından İtalya’ya geçiş…

Bulutların Ardından, Sular Üstündeki Şehre

Mayıs 2024'de EasyJet ile Paris’ten havalanıyoruz.

Uçağımız yükselirken, pencereden Eyfel Kulesi’ni son kez görüyoruz. Birkaç dakika sonra Paris bulutların arasında kayboluyor.

Sadece bir buçuk saat sonra ise Venedik Marco Polo Havalimanındayız.

Ve işte ilk pratik bilgi:

Schengen bölgesi içinde bir ülkeden diğerine geçiyorsanız çoğu zaman iç hat uçuşu yapar gibi seyahat ediyorsunuz. Ek pasaport kontrolü yok, ekstra gümrük kuyruğu yok.

Uçağın inişinden on dakika sonra valizsiz olmanın avantajıyla otobüsteyiz.

Hedef: Yüzlerce yıldır odun kütükleri üzerinde yükselen ada... Zamanının Venedik Dukalığı. 

Venedik - Batan Şehir

ATVO otobüsleri ile 15 dakikada adaya gidiliyor, kişi başı 10 euro. Biletleri de havalimanında ATVO yazan bir kontuvardan gidiş-dönüş olarak kolaylıkla alıyoruz. Dönüşte de aynı yolu kullanacağız. Bir de şehir haritası veriyorlar. Hızlı ve kolay bir şekilde adaya ulaşıyoruz.

Doğru Vaporetto, Yanlış Yön

Havalimanından şehre gelen otobüsler Piazzale Roma’ya ulaşıyor. Bu noktadan sonra artık trafik yok.

Hotel Al Vagon ile yazışmamızda otele varmak için “1, 2 veya N numaralı vaporettoyu kullanabilirsiniz.”denmişti.

Eksik olan tek detay…

Hangi yöne bineceğimiz.

Kendimizi bir anda güneydeki Giudecca adası çevresinde dolaşırken buluyoruz. Güneyden kuzeye geçmeye çalışırken, Venedik bize su üstünde küçük bir oryantiring oyunu oynatıyor.

Başta eğlenceli, çünkü su üzerinde ilerlediğimiz manzara eşsiz güzellikte.

Ta ki 75 dakika dolana kadar.

Venedik’in En Pahalı Dört Dakikası

Vaporetto biletiniz ilk okutulduğu andan itibaren 75 dakika geçerli.

Yeni bir şehre gelmişsiniz, hem de bu şehir dünya üzerindeki en güzel ve eşsiz şehirlerden biri…

Elinizde çantalar, suyun üzerinde minik bir motordasınız…

Acaba can yelekleri var mıdır diye bakınıyorsunuz…

Bir yandan da nefis manzarayı kaçırmama derdindesiniz…

Beyniniz karşılaştığı yeniye adapte olmaya çalışıyor…

Odun kütükleri üzerinde yükselen yüzlerce yıllık bir şehir, inanılmaz bir gerçeklik…

Ama 75 dakika önemli! Nasıl olur da saymadık?!?!?!?!

Tam ineceğimiz durakta bilet kontrolü başladı. Biletlerimizi uzattık.

Makine bipledi.

Görevli bize baktı.

Sonra sakin bir ses tonuyla: “Sürenizi dört dakika aşmışsınız.”

Dört dakika.

Sadece dört.

Ceza: kişi başı 50 Euro.
Yeni bilet: artı kişi başı 9 Euro.

Bir anda romantik İtalya tatilinden Avrupa bürokrasisinin soğuk yüzüne geçiş yapıyoruz.

İtiraz ediyoruz. Anlatıyoruz. Turist olduğumuzu, yanlış yöne bindiğimizi, biniş saatinin bilet üzerinde yazmadığını.

Ama Avrupa’da bazı şeyler net:

Rica, istisna yok.

Ve bu bize Venedik’te sakince hatırlatılıyor.

Belki okurlardan bu anda tavsiyeler gelecektir, ''ödemeseydiniz, yürüyüp gitseydiniz, paramız yok deseydiniz.'' Yapabileni tebrik ederim, biz yapamadık.

Tabii bu durum, haksızlığa uğramışlık hissimizi azaltmıyor.

Yurda döndükten sonra doğrudan Venedik Belediyesi’nin Ulaştırma Daire Başkanı’na yazı yazıyoruz, turist olarak şehre girer girmez bu şekilde karşılanmanın bizi üzdüğüne kadar anlatıyoruz.

Sonuç geliyor, ‘’her şey kanuna uygun, itiraza mahal bir durum yok’’’un kibarcası uzuun bir cevap,

‘’bu vesileyle güzel günler dileriz, yine bekleriz’’. 

Çünkü kural net.

Şifreli Kapılar ve Orta Çağ Bulmacaları

Ceza şokunu atlatıp otelimize doğru yürürken bizi bu kez ikinci bir macera bekliyor.

Otelin gönderdiği giriş talimatı, adeta bir hazine avı gibi:

Ana kapı şifresi…
Soldaki dolabın anahtarı masada…
Dolabın içinde zarf…
Zarfın içinde turuncu anahtar…
5658 numaralı kapıyı açıyor…
Gri anahtar oda kapısını açıyor…

“Karanlıkta bütün bunları birleştirecek tek bir anahtar?
Tek yüzük?!?!?”

Neyse ki kapıya vardığımızda resepsiyon açık ve görevli bizi bekliyor. Bilmecelere bulmacalara gerek kalmıyor, zaten bulmaca çözecek keyfimiz de yok. Ceza yemiş olduğumuz için görevliye söyleniyoruz, Vaporettonun yönünü yazaydınız bunlar olmazdı diyoruz. Bari indirim yapın bile diyoruz.

Sonuç?

Oda fiyatından 6 Euro indirim.

Küçük ama tatlı bir zafer.

İlk Akşam: Şarap, Pizza ve Rialto’nun Sessizliği

İlk akşam yemeğimizi otele yakın Trattoria de Rino’da yiyoruz.

Şarap eşliğinde pizza, makarna…

Hamur işiyle moralimizi yeniden dengelemeye çalışıyoruz.

Ve işe yarıyor.

Venedik - Batan Şehir

Yemekten sonra “Biraz yürüyelim,” diyerek çıktığımız sokaklarda, farkına varmadan kendimizi Rialto Köprüsü üzerinde buluyoruz.

Saat yaklaşık 22.00.

Ve köprü bomboş.

Gündüz insan seliyle dolan o meşhur köprü, gecenin sessizliğinde sadece bize aitmiş gibi.

Karşımızda Grand Canal, hafif rüzgâr, suya vuran mehtabın ışıkları… Uzun uzun seyre dalıyoruz.

İşte o an, Venedik ilk kez kalbimize dokunuyor.

 Venedik - Batan Şehir

Gelato, Fare ve 22.41

Dönüş yolunda meşhur Suso Gelatoteca’dan sıra beklemeden dondurmalarımızı alıyoruz.

Minik bir meydanda oturup yemeye başlıyoruz.

Tam o sırada iri bir miki fare beliriyor.

Biz de fazla samimiyet kurmadan ayağa kalkıp dondurmalarımızı yürüyerek yemeye devam ediyoruz.

Dondurmanın fişine bakıyorum.

Saat 22.41.

Bazı anlar hafızada böyle tuhaf ayrıntılarla kalıyor.

Venedik - Batan Şehir

Koreli Ablalar ve Başarısız Kahvaltı Denemesi

Ertesi sabah kahvaltı için küçük bir kafeye giriyoruz.

İşletmecileri iki güler yüzlü Koreli kadın.

Menü umut verici: Omlet, cicchetti, börekler…

Ama İngilizce bilmiyorlar ve iletişim biraz sınırlı olunca siparişler sürprizli geliyor.

Kereviz sandığım şey balıklı çıkıyor.

Yuvarlak pirinçli bir şey geliyor.

Sabah sabah pek yenmiyor.

Yemediğimizi fark eden garson üzülüyor.

Ve birkaç dakika sonra elinde kâğıda sarılmış iki adet cannoli, durumu telafi etmek istiyor.

O an o kadar mutluluk verici ki. O nezaket, ilgi… Bir anda unutturuveriyor kahvaltının yetersizliğini.

 

Kaybolarak Gezilmesi Gereken Şehir

Venedik’te rota çizmek anlamsız.

Google Maps birkaç dakika sonra pes ediyor, biz de ediyoruz.

Ve yön duygumuza teslim oluyoruz.

“Buradan sağa dönelim…”
“Şu bina çok güzelmiş…”
“Bu köprüden de geçelim…” Yüzlerce minik köprü ve kanal…

Venedik - Batan Şehir

Ve saatler böyle geçiyor.

Venedik küçücük. Uçtan uca yürümek en fazla dört kilometre.

Ama her sokak başka bir hikâye, başka bir koku, doku, manzara, renk…

Venedik rengarenk.

Murano Camları ve San Marco’nun Kalabalığı

Rotamız sonunda meşhur San Marco Meydanı’na çıkıyor.

Meydan canlı. Kalabalık. Enerjik. Bazilika, müze burada.

Meydanı çevreleyen tarihi yapılar, canlı müzik yapan kafeler, piyanodan yükselen melodiler…

Dünyanın ilk cafesi : Florian burada.

Venedik - Batan Şehir

Ve vitrinlerde parlayan Murano cam eserleri. Her biri küçük bir sanat eseri gibi.

Her birine bakarken zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz.

Ama kalabalık bizi biraz yoruyor.

Venedik’in sessiz yüzünü daha çok sevdiğimizi fark ediyoruz.

 Venedik - Batan Şehir

Venedik - Batan Şehir

İlk Aperol

Kuzey kıyısında, Fondamenta Misericordia’da, Ai 40 Ladroni’nin su kenarındaki masasında ilk Aperol Spritz’lerimizi söylüyoruz.

Hava sıcak.

Ayaklarımız yorgun.

Kanalın kıyısında hafif bir rüzgâr var.

Tadını çıkarıyoruz serinliğin ve yudumladığımız içkinin.

Akşam yemeğimizi, marketten aldığımız kuruyemiş, meyva, ekmek gibi malzemelerle adanın kuzeyine bakan Campo dei Gesuiti meydanındaki kırmızı banklarda oturarak yiyoruz.

Burasının sakinliği yine iyi geliyor. Otele dönüş ve dinlenme her zaman güzel.

Doyurucu bir kahvaltı

Sabah kahvaltımız için San Polo’daki Fluffy Brunch’ı seçiyoruz haritadan.

Menümüz cesar salata, fluffy chocolate pancake ve avocado Benedict. Hepsi çok güzel ve karnımız doyuyor.

Burdan çıkınca San Polo bölgesinin sokaklarını arşınlıyoruz. Bir ara Piazzale Roma’ya bakan Giardini Papadopoli parkında epey zaman geçiriyoruz.

Temiz hava, serinlik ve ağaçlar…

Hemen yanındaki Roma Meydanı’nda resmi üniformalı görevliler var.

Beyim ‘’Şehre girenlerden şehir vergisi alıyorlar kaçalım burdan nolur n'olmaz anlamazlar otelde kaldığımızı bir ceza daha ödemeyelim’’ diyor.

Öyle korkmuşuz, kaçıyoruz ☺

Son gün artık ev için çikolata, aperol gibi keyiflikleri almak için alışveriş yapıyoruz.

Son Akşam: Mürekkep Balıklı Spagetti

Son akşam yemeği için seçimimiz Strada Nova üzerindeki Trattoria da Gianni.

İtalya’da en güzel yemekler trattoria’larda yeniyor çünkü bunlar aile işletmeleri, her şey el emeği, şarapları bile.

Burada uzun zamandır denemek istediğim mürekkep balıklı spagettiyi sipariş ediyorum.

Yanında yerel şarap.

Garsonumuz esprili.

“Ekmek isterseniz 5 Euro eklerim,” deyip birkaç saniye ciddi kalıyor, sonra kahkahayı patlatıyor:

“Şaka yaptım”

Yürümekten ve yeni yerlere adapte olmaya çalışmaktan yorgun ama mutlu turistler olarak otelimize dönüyoruz.

Eve dönüş heyecanı.

Sabah kahvaltısı için yine Strada Nova'daki 12oz Cafe'ye oturuyoruz bu sefer. Portakal suyu, kruvasan, pain au chocolate, foccachia ekmeği ile lezzetli bir Avrupa kahvaltısı yapıyoruz.

Vakit gelince biniyoruz vaporettomuza, bilet kontrolünde sıkıntı yok, çözmüşüz şehrin ulaşım mantığını, biletlerimizi uzatıyoruz kendimizden emin ☺

Son Söz: Bir Kez Yetmezmiş

İlk gün ödediğimiz ceza yüzünden şehirle aramız biraz limoniydi.

Hatta ayrılırken kendi aramızda şöyle diyorduk:

“İnsan ömründe bir kez mutlaka görmeli… ama ikinci kez değil.”

Aradan zaman geçti.

Şimdi düşünüyorum da…

Gitmek ister miyiz?

Kesinlikle.

Venedik, daha görmediğimiz, girmediğimiz köşeleriyle bizi yeniden bekliyor, biliyorum.

Suyun içine batan, ama ışığı asla batmayacak bir şehir.

Rahat bir uçuşla 2 saatte Sabiha Gökçen’e iniyoruz. Bu sefer gümrükten e-pasaport ile geçelim diyoruz ve voila! Çok kolay ve keyifli. Damga zorunluluğu yok.

Eve varıyoruz, kediler çok özlemiş, tavırlılar. Gönüllerini almak 1 gece sürüyor.

Ve asıl son söz: Sevgili İlber Ortaylı’nın dediği gibi, ‘’yeni yerler görün’’.

Farkındalık ve sevgiyle kalın