Paris’te bazı pencereler vardır; yalnızca bir eve değil, bir romana açılır. O pencerelerden birinin ardında, bir zamanlar dünyanın en büyük romancılarından biri; Victor Hugo yaşadı.

Paris’te Victor Hugo’nun izinde.

Paris’in en eski meydanlarından biri olan  Place des Vosges’a ilk adım attığınızda, şehrin gürültüsü bir anda geride kalır.

Kırmızı tuğlalı zarif binalar, kemerli galeriler ve ortada kare şeklinde geniş yemyeşil park…

Dört köşe galerilerle çevrili bu meydana bakan pencerelerden birinde, bir zamanlar dünyanın en büyük romancılarından biri yaşadı.

O, meşhur yazar ve şair Victor Hugo’ydu.

Bugün o ev,  Maison de Victor Hugo adıyla ziyaretçilere açık.

Ve içeri girdiğinizde yalnızca bir müze gezmiyorsunuz; edebiyat tarihinin içinde adeta küçük bir yolculuğa çıkıyorsunuz.

Çocukluğumun Hüzünlü Romanı

Çocukluğumun en hüzünlü romanlarından biriydi Les Misérables ( Sefiller).

İnsanlara ya da hayvanlara kötü davranılması beni hasta ederdi. Yine de çileli Jean Valjean’ın hikâyesini sonuna kadar gözlerim dolarak okumuştum.

Aynı yazarın kaleminden çıkan bir başka unutulmaz eser de Notre Dame de Paris (Notre Dame’ın Kamburu).

İşte bu iki eserin yaratıcısının bir zamanlar yaşadığı eve gitmek benim için büyük bir heyecan oldu.

Paris’in Kalbindeki Müze Ev

Victor Hugo, 83 yıllık ömrünün 1831–1848 yılları arasındaki bölümünde bu evde yaşamış.

Bugün müze olan ev, 1903 yılından beri ziyaretçilere açık.

Hem de giriş ücretsiz.

Ev, binanın ikinci katında yer alıyor. İçeri girdiğinizde alıştığımız koridorlu ev planından farklı bir düzenle karşılaşıyorsunuz.

Odalar birbirini takip eden bir akış içinde ilerliyor; sanki her oda Hugo’nun hayatının başka bir dönemine açılan kapı gibi.

Bir Yazarın Yükselişi

İlk odada yazarın çocukluğu ve ailesine dair portreler, resimler ve çeşitli objeler sergileniyor.

Ardından gelen Kırmızı Oda, Hugo’nun edebiyat dünyasında yükseldiği yılları anlatıyor.

Burada onun Académie Française üyeliğine uzanan yolculuğunu görmek mümkün*.

Duvarlarda eserlerinden sahneler ve döneme ait belgeler yer alıyor.

Hugo’nun Az Bilinen Yönü

Bir sonraki bölümde ziyaretçileri Çin Odası karşılıyor.

Bu oda ve devamındaki bölüm, Hugo’nun sürgün yıllarını hatırlatıyor**.

Aynı zamanda yazarın pek bilinmeyen bir yönünü de ortaya koyuyor: Hugo’nun iç mimariye olan merakı.

Odaların dekorasyonunda onun tasarım anlayışını da görüyoruz.

Yemek odasındaki masa ve birçok mobilya da bunun örnekleri. Hugo, satın aldığı mobilyaları kendi zevkine göre yeniden şekillendirmeyi severmiş.

Bir Yazı Masasının Önünde

Müzenin en etkileyici bölümlerinden biri Çalışma Odası.

Burada Hugo’nun sürgünden döndükten sonraki hayatını ve edebi başarılarını anlatan parçalar yer alıyor.

Aynı zamanda oğullarının ölümünden sonra yaşadığı yas döneminde torunlarına duyduğu sevgiyle yazdığı 

L’Art d’être grand-père (Büyükbaba Olmanın Sanatı) de anılıyor.

Çalışma masasına bakıyorum.

Nice eserlerin yazılışına tanık olmuş, gördüklerinin ağırlığını gururla taşıyor sanki.

Bir Manzaraya Bakarken

Bu evde yaşamanın güzel yanlarından biri, Çin Odası’nın penceresinden görünen Paris’in en eski meydanı Place des Vosges manzarası.

Şehrin en zarif meydanlarından birine yukarıdan bakarken düşünüyorum:

Acaba Victor Hugo bu manzaraya bakarken neler hayal ediyordu?

Belki de romanlarının bazı cümleleri tam bu pencereden bakarken doğdu.

Burada yaşasam, bana da ilham gelir mi acaba?

Son Oda

Müzenin son bölümü yatak odası.

Bu oda aslında Hugo’nun daha sonra yaşadığı Avenue Victor Hugo’daki evinden buraya taşınmış.

Yatak ise yazarın hayatını kaybettiği yatak.

Bir yazara ait eşyaların önünde durmak bazen tuhaf bir duygu yaratıyor.

Sanki biraz önce odadan çıkmış gibi.

Küçük Bir Paris Molası

Evi gezdikten sonra çıkışa yönelirken küçük bir öneri:

Alt kattaki Café Mulot.

Rahat koltukları, güler yüzlü çalışanları ve özellikle sandviçleri gerçekten çok iyi.

Müze gezisinden sonra dinlenmek için harika bir durak.

Benim bebek Fransızcama rağmen sabırla yardımcı olmaları ve sohbete teşvik etmeleri de ayrıca hoşuma gitmişti :) 

Müze ve kafe pazartesi günleri kapalı.

Diğer günler 10.00–18.00 arasında ziyaret edilebiliyor.

Geçici sergiler ise ücretli olabiliyor.

Bir Kitap ve Bir Şehir

“Çok gezen mi çok okuyan mı bilir?” tartışmasına hiç girmedim.

Ben buldukça okudum, zaman oldukça gezdim.

Ama şunu fark ettim:
Bazen bir kitap sizi bir şehre götürür.
Bazen de bir şehir, yıllar önce okuduğunuz bir kitabın sayfalarını yeniden açar.

Victor Hugo’nun evi, işte tam da bu ikisinin buluştuğu yerlerden biri oldu benim için.

Küçük Bir Kültür Notu

Yıllar önce İstanbul’da Zorlu Center’da sahnelenen Notre-Dame de Paris müzikalini izleme şansı bulmuştum.

Eğer bir gün karşınıza çıkarsa mutlaka izleyin.

Müzikleri, özellikle Belle hâlâ aklımda. Müzikali aşağıya bırakıyorum.

Farkındalık ve sevgiyle kalın.


Hoş bir ipucu:

Müzenin bulunduğu meydana gitmek için çok keyifli bir gizli yol var. Bu yolu, pariste.net blog yazarı Ahmet Öre'den öğrendim. Önce haritadan Hôtel de Sully'i buluyorsunuz. Sonra, Ahmet Öre'nin anlatımıyla:

Hôtel de Sully binasının avlusuna girip, oradan ikinci avluya geçip, sağdaki kapıdan ilerleyerek doğrudan Place des Vosges’un revaklı galerilerine ulaşmak; emin olun böyle yaptığınızda kendinizi zamanda yolculuğa çıkmış gibi hissedeceksiniz.

* Académie Française'e üye olmak herkese nasip olmuyor, seçkin edebiyatçıların kabul edildiği bir kurum.

** Yazar, III.Napolyon'u yaptığı darbe yüzünden vatan hainliğiyle suçladığı için sürgün edilmiştir.

Linkler:

Victor Hugo'nun Evi pariste.net

Café Mulot

Maison de Victor Hugo Resmi Web Sitesi

Notre Dame de Paris müzikali: