Yedinci Kıta geçmiş yüzyıllarda aranıp dursun 20. yüzyılda çıkarıldı ortaya; Plastik Kıta. Bu kıtada ‘insan yok’ ama hepimizin.
5 dakika
Yedinci Kıta hepimize ait ama hiç kimse yaşamıyor. Geçmişte var mıydı yok muydu tartışmaları, insanlığın doğuşuna şahitlik ettiği inanışı süre dursun biz insanlar kendimiz yarattık bu adayı. Adı Plastik Kıta! Hatta kıtalar. Aşağıda hepsini anlatacağım.
Bir kaç gün önce Denize Atılan Çöpleri yazdım size. O yazıda da bu devasa çöplükten bahsedeceğimi söylemiştim. Daha fazla beklemek istemedim. Bir çoğunuz eminim biliyorsunuz bu çöplüğü. Hakkında belgeseller de var, çok kapsamlı makaleler de. Bu sefer de ben çarpmak istiyorum yüzümüze tokat gibi bu rezilliğimizi.
Başlarken;
Önce küçük bir istatistik vermek istiyorum. Aklımızda kalsın, hiç çıkmasın diye.
Her yıl 1 trilyon plastik poşet, 500 milyon plastik şişe, 5 milyar plastik pipet çöpe gidiyor.
Okyanuslardaki çöplerin kişi başına düşen miktarı 250 kadar! Yani 250 tanesi her birimizin.
Bilim insanları 2050 yılına geldiğimizdeki denizlerdeki çöplerin kütlesinin, denizlerde yaşayan tüm balıkların kütlesine eşit olacağını düşünüyor.
Yedinci Kıta
Efsanelerde duyuyoruz Atlantis’i, Mu’yu. Arkeologlar, tarihçiler izlerini arıyorlar okyanuslarda. Bir büyük kıta vardı ve batmıştı okyanusun dibine. BİRİKİYORUM yazarı Cüneyt Gültakın’da Işık İnsanları Luviler‘i yazdığında bahsetmişti kayıp kıta Mu’dan.
Atlantis üzerine filmler var. Yaklaşık 2500 yıldır var bu tartışmalar. Bir gecede kaybolan kara parçasını insanlık hep Atlantik Okyanusu’nda aradı.
Mu’nun, Atlantis’in üzerinde tartışmalar süredursun biz kendi yarattığımız kıtaya bir bakalım.
Yedinci Kıta Hakkında
İnsanlık arayıp dururken biz kendimiz yarattık onu. Evet insanlığın el birliği ile yarattığı ama kendisinin yaşamadığı bir alan. Hem de Türkiye yüzölçümünden yaklaşık iki katı büyüklükte olduğunu diyen de var beş katı büyüklüğe ulaştığını açıklayan da.
Dünyanın beş farklı noktasındalar. Ve en büyüğü Pasifik Okyanusu’nda, Kaliforniya ile Hawaii arasında, kıyıdan 1200 deniz mili açıkta.

Oşinograf ve gemi kaptanı Charles Moore, 1997’de teknesiyle Hawaii’deki bir yarıştan dönüyordu. Kaliforniya’ya doğru mürettebatıyla yol alıyordu ki tam Kuzey Pasifik Döngüsü’nün olduğu yerde kimsenin bilmediği yeni kıtaya rastladılar. Tamamen tesadüf eseri. Ve bu alana Büyük Pasifik Çöp Alanı (The Great Pacific Garbage Patch) ismini verdiler. Sonrasında Moore o anı şöyle anlatacaktı:
“Önümde göz alabildiğine uzanıyordu. Bölgeden geçtiğimiz hafta boyunca başka bir şey göremedim. İnanılmazdı, buraların hep el değmemiş okyanus olması gerekiyordu.”
Sadece bir çöp kıtadan bahsediyor olduğumu sanmayın sakın. Dünya çapında birden fazla maalesef. Yukarıda anlattığım sadece biri, en büyüğü.
Bu çöp alanlarının ya da girdaplarının yapısını anlatmamız gerekirse; aslında yüzen çöplerden oluşan bir bataklık gibi. Üst kısımda gördüklerimiz aslında buzdağının görünen yüzü elbette. Ve daha korkunç olansa güneş ve akıntının etkisiyle bu plastiklerin mikro parçacıklara dönüşmüş olması. Zira bu mikro parçacıkları temizlemek de zor ve aynı zamanda okyanuslarda yaşayan tüm türleri tehdit ediyor. Balinaların, deniz kuşlarının midesinde rastladığımız yabancı maddelerden belli bu. En kötüsü de ölümlerine bu plastiklerin sebep olması. Hiç umursamadan attıklarımız bir yerlerde bazı canlıları öldürüyor!!!
Yedinci Kıta Bienali
2019 yılında bir bienal gerçekleşti. Sanat ve ekolojiyi birleştiren bu çalışmaya yedinci kıtanın temsilcisi bile katıldı hatta. Şaşırmayın! “Bizim yarattığımız çöp adadan kim gelecek ki?” demeyin. İzleyin aşağıdaki videoyu lütfen. Açıklamalarına kulak verin.
7. Kıta Temsilcisi İstanbul’da.Başka Çöp Kıtalar olmasın.
Tabii ki umut var. Kendimize gelip, bir an önce çalışmaya başlarsak.


Dünyanın bir kısmı saçma savaşlar, iç çatışmalar ya da televizyonlardaki uyuşturucu programların etkisiyle uyuşturulmuş olsa da, iyi bir kısmında bazı bilim insanları bir şeyler yapmaya çalışıyorlar. Örneğin geçen yazımda anlattığım gibi okyanusların, temizlenmesi için çalışan iyi gönüllüler var. Bir de plastiğin yerine geçecek ürünler üretmek için çalışanlar var. Ki bu daha değerli. Biraz bu projelere bakalım.
The Ocean Cleanup dev bir proje.
Pasifik Okyanusu’nda yer alan bu çöplük alanı temizlemek için kolları sıvayan bir organizasyon onlar. (Resmi İnternet Sitesi) Kuruluş öyküsü de çok ilginç.
Henüz 16 yaşındayken Yunanistan’da tüplü dalış yapan Boyan Slat’ın deniz altında gördüğü plastik atıklardan kurtulmak amacıyla hazırladığı bir ödev, önce TED X konuşmasına ve oradan da devasa bir projeye evrilmiş. (Öncelikle bu genç insanın 2012 yılındaki konuşmasının Türkçe alt yazılı halini bulamamış olmanın beni çok üzdüğünü söylemeliyim. Ama yine de o güzel konuşmayı ekliyorum. Bilenler bilmeyenlere çevirsin. Gerçi teknolojinin bir çözümü var, otomatik ayarlardan seçebiliyorsunuz. Tam bir çeviri değil ama derdi çok rahat anlatıyor bize.) Genç bir insana dert olan konuyu hepimiz bilmeliyiz. Hepimiz işin bir ucundan tutmalıyız. (How the oceans can clean themselves)
Ve şimdi de bu konuşmayla başlayan yolculuğun şimdiki kat ettiği yolu anlatmak istiyorum. Bu konuşmayla doğan devasa bir projeye dönmüş durumda. Kabaca anlatacağım. İki büyük gemi taşıdıkları kocaman ağlarla tabiri caizse denizi süpürerek geçiyorlar. Ve ortada toplanan çöpler başka bir gemiyle karaya taşınıyor. İki geminin arasındaki ağlar deniz canlılarının geçmesine izin veriyor. Ve bu sistem inanılmaz şekilde güzel çalışıyor. Yeterli mi? Değil tabii ki…
Son söz
Artık sözümün sonuna geldim. Şimdi de sizlere yazıma da kaynaklık eden bazı sayfaları önereceğim. Mutlaka incelemenizi tavsiye ederim.
Bu sayfalara bir göz attıktan sonra, biraz daha dikkat edeceğimiz aşikar.
Amacımız farkındalık yaratmak dilimizin döndüğünce. O kadar çok şey var ki anlatmak istediğim. Ancak ne bu konudaki bilgim yeter ne de insanlığa kızmadan anlatabilirim. Bu yüzden burada son vereceğim sözlerime.
Ve tabii ki yeniden yinelemek istiyorum;
Bu dünya bizim değil sadece, bu dünyayı geleceğe devraldığımızdan daha iyi bırakmak zorundayız.






